Ben VEDA’yı gördüm. Haline üzüldüm…

Satırlar, bir babanın oğluna yazabileceği en hazin satırlardı. Evlat, verdiği sözü tutabilmenin derin zorluk ve kederiyle babasının odasından çıktı. Adam, ölümünden 3 saat önce aslında öleceğine hiç inanmadığı birini  arkadaş, dost, kardeş ve yoldaş olduğu birini Atatürk’ü oğluna anlatmayı tercih etmişti…

Zülfü Livaneli’nin aylardır beklenen sinema filmi VEDA işte bu sahnelerle başlıyordu.

Açıkcası  tartışılan ve üstüne bir çok spekülatif yorumlar yapılan “Mustafa”’dan sonra bu projenin daha doğru şekilde hazırlandığını, oyuncu kadrosu, mekanları, fragmanı, müzikleri ve diğer öğeleri ile daha özgün ve doğru bir çalışma olacağını düşünürken bir hayal kırıklığı ile karşılaştım.

Projenin genel anlamda anlatımı hepimizin filmin çıkışından önce bildiği gibi Mustafa K. Atatürk’ün yaveri olan Salih Bozok’un ağzından anlatılıyor. Bu taraftan bakıldığında, Atamızın ölümüyle nihayet bulacak o stresli saatlerde ona hayatını vermiş ve onu arkadaş yada bir Ata’dan ötede görmüş bir adamın ağzından bu anıları dinlemek muhteşem etkileyici ve ilgi çekici…

Peki ya sonrası?

Sevgili film ekibi ve sayın Livaneli,

Ben bir Türk izleyicisi ve bir genç olarak artık Atatürk’ün insanüstü bir varlık gibi gösterildiği, devamlı yalnızca iyiliklerinin ön planda olduğu, aşklarının konu edildiği filmleri izlemek istemiyorum. Yapmış olduğunuz filmde Atatürk’ün küçüklüğünden orta yaşlarındaki hallerine kadar en can alıcı noktalar olarak, Zübeyde hanımla barışma, fikriye ile ilk duygusal temas, annesini ölümü vs. gibi yalnızca duyguların patlama yapabileceği noktalar seçilmişti. Sizce böyle bir insan, asker ve dehanın yanlıca bu özellikleri mi patlama noktası olabilirdi. Peki şuna ne demeli!

Bizim askeri dehasını ilk olarak tasavvur ettiğimiz, ülkemizin cephelerinde en önemli noktayı savunmuş Ata’nın Conk bayırı sahnelerinin bu kadar üstün körü geçilmesi sizce bu filme yakıştı mı? Ayrıca süngülerle saldırı yapılan sahnelerde Ata’nın ben hiç silah çekip en önde koştuğunu hiç okumadım yada görmedim. Hadi onu da geçtim, o sahnede koşarken vurulan askerlerden bir gıdım kan akmaz mı?

Ata’nın öldüğü sahnede, neden o kadar kolay bir dekor, neden o kadar kolay çiçekler, neden o puslu görüntü ile bir şeylerin üstünü örtme bunu anlamış değilim.

Oyunculuklara geldiğimizde teknik açıdan bazı eksikler gözüme çarptı. Atatürk’ün çocukluğundan ölümüne kadar geçen sürede 4 oyuncu kullanılmasına karşın Annesi Zübeyde Hanım olarak sadece Dolunay Soysert’in kullanılması biraz yanlış olmuş. Oyunculuğunu uzun süredir takip ve takdir ettiğim bir kadın oyuncunun bu roldeki özellikle orta yaş ve sonrasında performansının düşük kaldığını düşündüm. Bazı rollerdeki seçimlerin cast anlamında ana karakterlere göre genç kaldığını gördüm. Filmde Ata’nın ölümünün son saatlerinde yanında olan ve bana göre Salih Bozok kadar önemli olan Kılıç Ali’nin neredeyse görünmeyecek kadar küçük kullanılması eklenilen ve değiştirilen olayların içinde eksik bırakıldığı kanaatindeyim.

Ayrıca kurgusal olarak, filmin genelinde kreşendo yerlerin yanlış olduğu kanısındayım. Bunlarında ötesinde, Sunay Akın’ın Ata’nın yanına gelip selam durduktan sonra Ata ile sarılmaları sırasında Sinan Tuzcu’nun bakışları, Sunay Akın’ın canlandırdığı Kazım Karabekir paşanın o dönemde görev yaptığı mevkiinin yanlış verilmesi,  Özge Özpirinççi’nın intihar sahnesinde kalbine kurşun sıkmasına karşın arabada baş aşağıya doğru durmasına rağmen ne üstündeki paltoda ne başka bir yerde kanama olmaması ve sadece elinden bir damla kan akması, Ata’nın Padişahın emrine karşı gelerek ve Annesi ile konuşarak İstanbuldan ayrılacağı sahnede Dolunay Soysert’in canlandırdığı karakterin yaşının aksine hareketlerindeki dinamizm…

Bunlar ve bunlara benzer bir çok şey sayılabilir aslında film için. Sakın bir filmi eline alıp yerdikçe yermeye çalışan biri olarak görmeyin beni. Ancak  bana göre hala doğru ve Atatürk’ü özgün, doğru, iyi anlatabilen, doğru dökümante edilebilmiş bir film ülkemizden çıkmadı. Sanırım bu mesaj kaygıları, bu filmlerde bir şeyleri empoze etme üsluplarımızdan vazgeçilmediği sürece de çıkmayacak…

Sevgili izleyiciler, eğer Salih Bozok ve onun değerli satırlarından çıkan ve Livaneli tarafından filmleştirilen bir Atatürk filmi istiyorsanız beklemeden sinemaya gitmenizi tavsiye ederim.

Eğer Atatürk araştıran, okuyan ve detayların önemli olduğunu düşünüyorsanız bu söylediklerimi bir kenara yazmanızı tavsiye ediyorum.

Bu sebeple ben hala”Kurtuluş”, “Cumhuriyet” ve “Sarı Zeybek” seviyorum… Ama yanlış anlamayın bu yapımları son yıllardaki projeler ile asla aynı kefeye koymuyorum…

Sevgilerimle…

Reklamlar

One Comment Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s