Küçük Cennet – Symi Adası

Hep hayalini kurduğum lokasyonlardan biriydi Yunanistan ama bir şekilde yolum düşmemiş düşememişti. Ne zaman ki çalıştığım şirketin bir projesi için orayı ziyaret edebilme şansı karşıma çıktı, o zaman dedim ki doğru zaman bu zamanmış!

Reklamlar

Cendere dibin kara, benimki senden kara

Geçtiğimiz akşamlardan birinde Murat Tolga Şen’in sorduğu bir soru üzerine aklıma geçen yıl katıldığım Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki blog yazarlığı konuşmam geldi. Katılımcılarla blog yazmanın ya da kendini ifade etmenin ne kadar faydalı ya da faydasız olabileceği üzerine konuşmuştuk. Bu konuşma sırasında örnekleme yaptığım bir başlıkta sinemaydı. Çünkü o tarihlerde yazdığım ve üzerine çok konuştuğum bir “VEDA” filmi ve onun yaşattığı hezeyan vardı. Katılımcılar neden blog yazarlığı’nın bu kadar önemli olduğunu ve neden ilgimi çektiğini sorduklarında onlara şunu söylemiştim.

Ben VEDA’yı gördüm. Haline üzüldüm…

Satırlar, bir babanın oğluna yazabileceği en hazin satırlardı. Evlat, verdiği sözü tutabilmenin derin zorluk ve kederiyle babasının odasından çıktı. Adam, ölümünden 3 saat önce aslında öleceğine hiç inanmadığı birini arkadaş, dost, kardeş ve yoldaş olduğu birini Atatürk’ü oğluna anlatmayı tercih etmişti…

Eyyvah Eyvah filmi üzerine bir kaç kelam…

Bir klarneti yaren bellemiş, kendi dünyasında mutlu, içten, sıcak ve babasına olan özlemini kalbine koyup istanbula gelen bir adamın hikayesi “Eyyvah Eyvah”‘ın anlattıkları..

Fragmanında Ata Demirer’i ilk izlediğimde “İşte bu! Sonunda Ata kendi benimsediği, önceki şovlarında başarıyla kullandığı bir şiveyi ile film yapmış” dedim. Çünkü bu Trakya yöresi şivesi, ata ile güzel uyuşan ve mimikleri ile iyi desteklendiğinde seyirciden güzel tepki almaktaydı. Diğer yandan Demet Akbağ gibi usta bir oyuncunun üstüne yıllardır oturmuş, gören herkesin “yahu bu aynı züleyha” dediği bir tipi oynaması da Ata gibi doğru bir tercihin ürünüydü…

Şimdi gelelim Gala gecesine!!!
O akşam koştura koştura heyecan içinde gala için İstinye Park’taki sinema bölümüne koştum. Bir çok arkadaş, basın, oyuncular vs. ile geçen kokteyl sonrasında filmin ilk gösterimi için salona geçtik…

Film bana göre yoğun klişelerden uzak, sıcak ve samimi, inişleri ve çıkışları ile dengeli, kahkaha krizine sokabilen ama bir taraftan da kendimizi sorgulamamızı sağlayan bir anlatımdaydı. Ve bu anlatımından olsa gerek, filmin başındaki kahkahaların yanına sonraki dakikalarda hafif ama kişiye göre derinden sarsabilecek bir hüzün giriyor.

Ama yine de Ata Demirer’in önceki çalışmalarına ve piyasadaki Türk filmlerine baktığımızda, ki en son çekilen “Osmanlı Cumhuriyeti” filmi bir faciaydı, yeni dönemde gördüğümüz filmler içerisinde düzeyli anlatım ve esprili yaklaşımı ile bu filmin gişe yapabileceğini söyleyebilirim.

Tabii başrol oyuncuları yanında, Salih Kalyon’un o muhteşem dede tiplemesi, Tanju Tuncel’in dertleri ve heyecanı ile anane karakteri,
Menajer rolündeki Bülent Şakrak ve belalı sevgili Ali Savaşçı’nın muhteşem performanslarını ve adını sayamadığım dah bir çok oyuncunun başarılarını da unutmamak gerekir.

Filmin genel hatlarını beğenirken olumsuzluklarını da söylemeden geçemeyeceğim;

Filmin başındaki ve hatta fragmanında da göreceğimiz gemi ile kayığın karşılaşma sahnesi açıkcası Amerikan sinemasının absürd filmlerine bir destek niteliğinde olmuştu.

Bazı sahnelerde oyuncuların birbirleri olan diyaloglarında küçük kopukluklar göze batıyordu.

Bazı sahnelerde (Özellikle Ata Demirer ve Demet Akbağ) arasındaki atışmaların süresindeki uzama dikkati dağıtabiliyordu.

Hepsinden önemlisi (ki bu yorumda galayı izleyen en az 5 arkadaşım onayladı ama burada detaylı yazarsam filmin sonunu söylemiş olurum) hikayenin gidişatının ve o arayışın beklenmedik bir şekilde ve bu kadar kolayca bir sona bağlanması çok şaşırtıcıydı.

Öyle biz zamanda yaşıyoruz ki, Recep İvedik gibi karakterler gişe rekorları kırarken böyle komik ve düzeyli yapımların geride kalması anlaşılır gibi olmuyor…
Umarım seyirci bu filmin değerini hakkıyla verir ve arzu edilen sonuca ulaşılır.

İşin Sosyal medya ve tanıtım kısmına gelince, Sosyal Medya çalışmaları konusunda Eyyvah Eyvah-BKM Film’in tercih ettikleri ajans ve stratejinin doğru olduğu düşüncesindeyim. Vizyon öncesi çalışmaların süre olarak çok doğru bir zamanlama ile başlaması, iletişimin şeffaf ama bir o kadar da düzeyli olması, kriz yönetimini iyi şekilde başarmaları şahsen beni çok mutlu etti.
Bu sebeple işin sosyal kısmında eksik bir bölüm olmadığı kanısındayım.

Neyse sonuç olarak filmin benim gözümdeki puanı 9/10 oldu…
Umarım siz de bugün vizyona giren bu başarılı yapımı sinemada izleyerek hem bu ekibe güzel bir ödül vermiş olursunuz hem de Türk sinemasının gelimesine yardımcı olmuş olursunuz…
Ellerinize, Emeğinize, yüreğinize sağlık…

Benim ülkemin ünlü nostaljik reklamları…

Devamlı dijital kampanyalar, yeni reklam kuşakları, lansmanlar derken farkında olmadan birşeyleri yitirdiğimizi düşünüyorum. Geçmişe bakıyorumda, gün geçtikçe işlerdeki kalitede, yaratıcılıkta, insanları çeken öğelerin seçimlerinde bir sürü yanlışlıklar buluyorum…

Belki büyüyorum, belki çok eleştirel gözle bakıyorum ama kime baksam, kiminle konuşsam bu fikirlerime katılıyorlar.

Dizicilik oynamak isteyenlere…

Bunu yapmanızdan bıktım artık!!!
Zengin ailenin kızı ile fakir ama gururlu genç, bir mafya grubu ile ülke kurtarma çalışması, ilişki dengesizliği yaşayan gençlik grupları vs. vs. Bizim medya dünyamız, bizim dizi yapımcılarımız ne zaman sığ düşünmekten vazgeçip özgün şeyleri yapabilecek kapasiteye gelebilecek?

Perwoll Reklamına dikiz…

Perwoll markası uzun yıllardır Türk ev hanımları için özellikle yünlü ürünlerinde başarılı sonuçlar veren bir üründür. Sonrasında geçtiğimiz yıl yapılan bir cross marketing örneği ile Perwoll “Siyah Sihir” tüketicilerle buluştu.

Ben cast oyuncusu olacağım abi?

Arkadaşım, ilk olarak şunu asla unutma!!! Dizi sonunda çıkan yazı, internetteki kabarık siteler ile ajans asla seçilmez. Seçilse de mutlu olunmaz. Arkadaşlar Casting, fotomodellik vs. gibi işlerde dikkat edilmesi gereken ilk şeylerden biri, karşınızdaki ajansların kurumsal kimlikleri olmalıdır. Nedir bu kimlik?

Casting Figürasyonluk mu? Yoksa ötesi mi?

.Çevremdeki insanlarla yaptığım sohbetlerde genelde iş konusunda “casting işiyle uğraşıyorum” dediğimde söylenen 1. yada 2. cümle hep “Haa yani figürasyonluk işi yapıyorsun” oluyor.
işte o andan sonra alıyor beni bir uğraşma halleri!