İçimdeki babamla 30 yaşımdaki hesaplaşmam…

30 yaşıma girmeme 20 gün kaldı kalmadı ama içimdeki hesaplaşma hiç bitmedi. Babalar günü var önümde ve ben içimdeki babamla halen hesaplaşamadığımı gördüğümden artık bunu yapmalıyım dedim…

Reklamlar

Kendimde değilim kusura bakma okuyucu

Her zaman güzel şeyler yazmak zorunda değilim ya, bugünde sana özürlerimi getirdim. Belirli bir süredir ruh halim, moralim, iç dünyam vs. şeylerim karışmış durumda.

Ben seni sevdiğimde gece günü doğuruyordu

Hayatımdaki yolların titrediği, kaderin bana “gel bak nasıl oyunlarım var” dediği yıllardı seni tanıdığım zamanlar.
Sayısız problem ve hayatın yorduğu zayıflamış bir bedenle karşındaydım.

Sen o adamı aldın, gözlerinden öptün, kalbine yatırdın.

O adam senin için ne çok ağladı bilirmisin kadınım?
O adam seni ne çok seviyor bilir misin?
Ben seni sevdiğimde gece günü doğuruyordu

Sevgililer günü diye herkes birşeyler yazıyor ya hani!
Bende evlenme teklifimi anlatayım dedim;
Seninle birlikte o gün çocukluk arkadaşının istanbula gelmesinden dolayı Fransız sokağına gitmeye karar verdik.
Akşam saatlerinde buluşup arkadaşının geç gelmesini fırsat bilerek Fransız sokağında güzel güzel şarap muhabbetine başladık.

Hayatı konuşuyorduk aslında, aşkı, onu, beni ve günü belki de!

“Bir ara durup bakmıştım sana, öyle güzeldin ki o gün… Sesinin tonunamı, gözlerinin çocuk bakışınamı yoksa gamzelerine mi aşık oldum bilmem ki”

Sonra Aytaç geldi. O “BİZ”i bilmiyordu ama orada öğrendi. Önce şaşırdı ama beni nasıl sevmezdi ki?
Muhabbet muhabbeti açtı, akşam oldu. Kalkalımda misafirimizi eğlenceli bir yerlere götürelim dedik.
Gittik bir mekana ama elektrikler kesilmesin mi! Kalkıp gezmeye başladık ama saat geç olmuştu ve nerelere gitsek bilmiyorduk.

Sonuçta biz tercihimizi Üst Kemancıdan yana kullandık ve 3 kişilik dev kadro olarak mekana gittik.

“Hani öyle bir bakarsın ya bana arada! “Yunus balığımsın” derim sana hani, içimin tüm papatyaları açar, hayatıma 100 yıl eklersin, bana hayatın en büyük güzelliklerini verirsin o saniye biliyor muydun??? ”

Muhteşem bir grup eşliğinde başlamıştı eğlencemiz, içerisi dolmaya, biz içmeye devam ediyorduk.
Öyle parçalar çalıyordu ki, eğlenmemek, aşık olmamak, dağıtmamak mümkün değildi sanki.
Sonra bir aralık durdum! Sana baktım, çevreme baktım mekan full doluydu. Sonra senin kulağına eğilip “lavaboya gidiyorum” dedim.

Ama gitmedim!

“Uyandığında şirinliğin tutar ya uyku sersemi, yaptıklarını hatırlamazsın hani! Ben ona bayılırım.”

Sahnenin yanından geçerken ani bir hareketle dönüp sahnedeki Erkek Vokale el işareti yaptım. Adam nakarat arasında eğildi ve ne istediğim sordu!
Bense “Bana yardım etmen gerek” dedim. “Birine evlenme teklif edeceğim”.
Adam şaşırdı ve gülmeye başladı. Hemen arkasından da “bekle parça bitince seni sahneye alalım” dedi.

Hayatımda o kadar sahneye çıktım ama ilk defa bu kadar çok heyecanlanmıştım. Solist elimden tutup beni sahneye çıkardığında kalbimi sanki elimde tutuyordum. İçimden geçen tek şey “yapacaksan şimdi yapmalısın”‘dı. Mikrofonu aldım;

– İyi akşamlar herkese
– Böyle bir gecede araya girmek istemezdim ama sizden bir konuda yardım rica edeceğim.
-Ben şurada gördüğünüz minik kadına aşığım, onu tüm kalbimle seviyorum ve hepinizin huzurunda kendisine evlenme teklif etmek istiyorum.
– Benimle evlenir misin kadınım?
diyebilmiştim.

Benim için zamanın durduğu o anları senin anlatımın çok güzeldi.

“Aytaç sahneye çıktığımı görünce dikkat kesilmiş ama sende izliyorsun diye düşünüp sesini çıkarmamış.
sonrasında benim söylediklerimi duyunca ve senin oralı olmadığını görünce;

-Kızım baksana murat sahnede
demiş.

Arkasından benim evlenme teklif ettiğimi duyduğunda kala kalmıştın. O anda arkandan Aytaç’ın vurarak;

– Evet desene be deli…

dediğini anlatmıştın…”

“Eğer bir gün allah, tanrı yada adı herneyse, onunla karşı karşıya geldiğimde bana eğer “Hayatında sana verdiğim en büyük güzellik neydi?” dese seni söylerim. Kadınım, karım, eşim, arkadaşım, sevgilim, dostum, suyum, ekmeğim”

– Evet
diye bağırdın.

Dünyalarım birbirine girdi, ondan sonrasında sen uçtun, ellerde yanıma geldin, ben sana sarıldım, ortalık yıkıldı, evliliğin girizgahı yapıldı. Arkasından sahneden indik ama yine de teklifin yankıları sürdü.
Gecenin yarısında dopdolu bir barda, bir sürü adam ve kadının sıra ile gelip tebrikleri, öpmeleri, sarılmaları ile sonlandırdık oradaki gecemizi…

Arkasından iyilikler güzellikler bizimle oldu. Evlendik günün birinde, sen bembeyazını giydin, ben simsiyah oldum. Birer “Evet” yetti mutlu olmamıza. Biz zaten olmuştuk, o işin prosedürü olmuştu.

Ve şimdi kadınım, sen uzaklardasın, görevindesin, mecburi hasretler yaşıyor bedenlerimiz.
Ben sana en güzel hediyemi böyle vermek istedim. Kadınım güzelliğim, çiçeğim, gün ışığım, yunusum.
Ben nefes aldıkça dünyada, sen elimi tuttukça, gözlerim buluştukça gözlerinle daha ne ister bu adam…

Günlerin sonunda buluşacağız yeniden, kendi kumdan kalelerimizi gerçek yapacağız, yine yüzünü seyredeceğim belli belirsiz ışıklarda, gecelere dalacağız, eğlenip dağıtacağız, şarap içeceğiz, ağlayacağız, kahkaha atacağız, yaşayacağız bu yaşatmadıkları ülkede…

Şimdiden sevgililer günümüz kutlu olsun kadınım … :))

Bugünden Öğrendiklerim

Bugün Öğrendim,
Bazı devlet hastanelerinde film çektirmenin zulüm olduğunu, ne olursa olsun asistanına bile işlerini emanet etmemem gerektiğini, reflü’nün kötü bir hastalık olduğunu, ilaçları asla ama asla nasıl olsa geçti deyip evde bırakılmaması gerektiğini, FOX-BYTES’ın açıldığını, Ezel dizisininde yakında sıkmaya başlayacağını, Lost’un her bölümde biraz daha benim kafamı bulandıracağını (bir kez daha), tavuk suyuna şehriyeli pilavdan asla vazgeçemeyeceğimi ve Ebru’nun o adamı gerçekten sevdiğini, onun için herşeyi yapabileceğini ve o adamın da “Gitme” derse kalabileceğini bugün bir kez daha öğrendim.

Dün sana söylediğim dileğim vardı ya, hala gerçekleşmedi. Ben hala bekliyorum, hatta dileklerim iki oldu.
İyi şeyler dile benim için, bir olsun bak o zaman nasıl sevineceğiz.
Görüşürüz…

Bugünden öğrendiklerim ve bir Dilek…

Bugün öğrendim;
Askerliği geciktirmeden yapmak gerektiğini, bu hafta çok koşuşturmam ve asla hasta olmamam gerektiğini, karşındaki kişiden çelme yemenin acı verdiğini (bir kez daha), bazen nefes almanın zor gelebileceğini, etli nohutu özlediğimi, dedemi ne kadar çok sevdiğimi, bazen gülmenin ne kadar çok şeyi değiştirebileceğini (bir kez daha), O’nun sesini duymanın insandaki tüm hormonları harekete geçirebilme gücünü verdiğini öğrendim…

Bir dileğim var içimde, söylemediğim, beklediğim, kendime sakladığım bir dilek.
Eğer oradaysan ve bu satırları okuyorsan benim için iyi birşeyler dile.
Sana dileğimin gerçekleşip gerçekleşmediğini anlatacağım.

Biraz sihir lazım…

Soru işareti

Sen hiç uçurumdan düştünmü?
Suya düştünmü hiç?
Sevgilerin sessiz, gözyaşların piç kaldı mı?

Sarmalayıp sustuklarını, içine içine bağırdın mı?
Karnın ağrıdımı hiç?

Bugünden Öğrendiklerim

Renklerin ve Zevklerin tartışılamayacağını, bazen bir cümlenin çok şeyi değiştirebileceğini, Star Wars’u özlediğimi, ne söylerlerse söylesinler blog yazarlarının aslında birbirlerini sevdiğini, Vinkara’nın aslında çok keyifli bir şarap olduğunu yeniden hatırladığımı öğrendim…

Sessizliklerim

Sessizlik anlarımdı penceresiz manzaraları izlediğim zamanlar, beni ben yapan, duygularımı alıp götüren şey sesizlikti. Yalnızca şarkılarda, içki de, aşkta aramadım huzuru. Zaten Aşk huzur değildir. Koskocaman pembe bir
pamuk şekerdir

Bekleyiş Ağıtı

Bugün yaklaşmayın bana!!!
Ben bugün ben değilim, bambaşkayım sanki. Sanki siz hiç yoksunuz bugün, Ben çok eğlenmişim kendi cam fanusumda, Kır düğünlerim olmuş, doğumgünlerim, yıl dönümlerim olmuş, dilekler tutmuşum, dua etmişim, sınav geçmişim, ellerimi kaldırıp “işte bu!!!” diyecek kadar sevinmişim sanki…..

Sessizliğimin sebebi

Yanımda yatıyordu, nefes alışlarını dinlemek dünyanın en huzur verici şeyiydi. Bir ara gözlerini açtı.
”- Rahat mısın?” dedim;
”- Hı hııııııı!” dedi ve uykuya daldı.